Nükleer Atıklar

Önsöz
1.Petrol azaldıkça, enerji kavgalarının buna bağlı olarak da ülkeler
arası savaşların artacağı öngörülüyor. Bu, bir nükleer santral için sadece
depremlerin değil, dış saldırıların da tehdit konusu olabileceği anlamına
geliyor. Bilim adamları, bir nükleer santrale yapılacak herhangi bir
saldırının, 1000 atom bombası etkisinde bir patlamayı yaratabileceğini
söylüyor. Uzun vadeli bakılacak olursa, nükleer santrallerin bir tür yılgı
dengesi oluşturabileceği ve bir ülkede santral olmamasının dezavantaj
değil, avantaj olduğu söylenebilir.

2.Nükleer santralleri savunanlar, güneşteki enerji oluşumunu
örnek göstermektedirler. Fakat Güneşteki enerji, atomların birleşmesiyle
(füzyon) oluşur, bunun ise bugünkü teknolojiyle uygulanması imkansızdır.
Nükleer santraldeki enerji, atomların bölünmesiyle (fizyon) oluşturulur.
Bu da doğaya aykırıdır. Aslında bu, bir tür doğa kanunlarına meydan
okumaktır ve insanlık için tersine bir gidiştir. Ama eğer günün birinde
bilim adamları, atomların birleşmesiyle enerji üretebileceklerse, o günleri
görmeye ömrümüz yetmezki, şapka çıkaralım.
3. Dikkatlerden kaçan, nükleer santrallerden çok, uzun vadede
nükleer atıkların daha büyük bir tehdit olduğudur. Nükleer atıkların da
radyasyon ürettiği gerçeği, hasır altı edilmektedir ama atıklar ne kadar
derine gömülürse gömülsün, herhangi bir deprem, yerkabuğunu,
hasırdan daha kırılgan yapabilir.

NÜKLEER ATIKLAR SORUNU
NİCHOLAS LENSSEN

İnsanların doğayla olan ilişkisi, 1942 yılında son derece köklü bir değişime
uğradı. Şikago’da gizli bir yeraltı laboratuarında çalışmakta olan İtalyan
göçmeni bir fizikçi, Enriko Fermi, nükleer fizyon reaksiyonuna yetecek
kadar uranyum toplamıştı. Fermi, atomu parçaladı. Böylece maddeyi bir
arada tutan içsel enerji açığa çıkmış oldu. Fermi’nin bulduğu keşifle savaş
denilen şey hemen dönüşüme uğradı. Ayrıca elektrik enerjisinin artık
sarfiyatı ölçmeye bile değmeyecek kadar ucuzlamasıyla ilgili bazı
umutlar yeşerdi. Ancak, Fermi’nin keşfinin getirdikleri bunlarla sınırlı
kalmıyordu. Deney sonucunda, ortada bir de küçük bir radyoaktif madde
paketi kalmıştı ve bu maddeler yüz binlerce yıl süre ile insan sağlığı
açısından tehlike teşkil etme özelliğini koruyabiliyordu.

Aradan elli yıl geçti. Bugün bilim adamları, Fermi’nin deneyi ile ilk kez
ortaya çıkan radyoaktif atıklardan kurtulmanın kalıcı ve güvenli bir yolunu
bulunabilmiş değildir. Nükleer santrallerde ticari amaçlar için üretilen
elektrik enerjisi nedeniyle bugüne dek biriken 80.000 tonluk radyasyonlu
yakıtla ne yapılacağı da bilinmemektedir. Nükleer atıkların içerdiği
radyoaktiviteyi, ancak yüz binlerce hatta milyonlarca yıl alan çürüme
süreçleri giderebilmektedir. 19. yüz yıl sonlarında radyoaktivite ortaya
çıkarıldığında bunun tehlikeli olabileceğinden kimse kuşkulanmamıştı. Ne ki,
zamanla bilim adamları, radyasyonun insan sağlığına zarar verdiğini
keşfettiler. Radyasyonun düşük dozu bile insan sağlığına zararlıydı.
Ayrıca, rüzgarın ve suyun taşıdığı radyoaktif maddeler çevreye kolaylıkla
yayılabiliyordu. Bugün birçok ülkede, atıkların derine gömülmesi yoluna
başvurulmaktadır.

Ancak bu yöntem bile söz konusu atıkların biyosferden bütünüyle
yalıtımlarını garanti edememektedir. Gelişmekte olan ülkelerde radyoaktif
malzeme kullanımının giderek yaygınlaşması özel bir endişe kaynağıdır.
Üçüncü dünya ülkeleri, araştırma ve tıbbi faaliyetler sonucunda ortaya
çıkan nispeten az miktardaki radyoaktif atıkları bile yeterince denetleye-
memekte, bunlarla temasın yol açtığı kazaları önleyememektedir.

Kasıtlı olarak yapılan, ya da kaza eseri ortaya çıkan radyasyon olaylarının
gösterdiği gibi, rüzgar ve su gibi aracılarla taşınabilen radyasyon çevreye
hızla yayılabilmektedir. Sovyet ve Amerikan silah tesislerinden kaynak-
lanan radyoaktif atıklar doğal yaşama, yiyecek maddelerine ve insanlara
zarar verdikten sonra, asıl kaynaklarından yüzlerce kilometre ötede tespit
edilmişlerdir. Atmosferde gerçekleşen nükleer denemelerden kaynaklanan
parçacıklar bütün dünyaya yayılmış durumdadır. Nükleer Savaşa Karşı
Hekimler Derneği’nin öncülüğünde gerçekleştirilen 1991 yılına ait bir araş-
tırmaya göre, bu yüzden gerçekleşecek kanser ölümlerinin sayısı
2.4 milyona ulaşacaktır.

Nükleer atıklar ve bunların barındırdığı çok büyük miktardaki radyoaktivite,
gelecek kuşaklar açısından benzer bir tehlike oluşturmaktadır. Nükleer
atıklar yüzünden sürüp giden geniş ölçüdeki radyasyon, hem insanlara
hem de giderek dünyada yaşayan bütün canlılara zarar verebilir.

Radyoaktif atıklar arasında en tehlikelisi nükleer enerji santrallerinde
bulunan radyasyonlu uranyum yakıtıdır. Örneğin hacim olarak bakıldığında
bunlar ABD’deki bütün radyoaktif atıklar arasında yüzde 1’in altında paya
sahiptirler, gelgelelim, ülkedeki radyoaktivitenin yüzde 95’i buradan
kaynaklanmaktadır. Üstelik dünyada ticari amaçlı faaliyet gösteren 413
nükleer reaktörün dünya enerji üretimi içindeki payı sadece yüzde 5’tir.
Yani çok az bir fayda için çok büyük bir bedel ödeme söz konusudur.

Küçük çaptaki nükleer reaktörler arasında kirlenme nedeniyle kapananların
sayısı bugünden 50’ye ulaşmıştır. Bugün birçok ülkede nükleer reaktörler
faaliyetlerini durdurduktan sonra bu tesislerin büsbütün sökülmeleri
beklenmektedir. Bununla birlikte bazı nedenler bunu engelleyecektir.
Bu nedenler arasında bu işin çok masraflı olması(reaktör başına 200
milyon ile 1 milyar dolar arasında), yakın zamanlarda kapatılan
reaktörlerde yüksek düzeyde radyasyona rastlanmasından kaynaklanan
teknik güçlükler, işçilerin radyasyona maruz kalmalarını sınırlandırma
kaygıları ve sökülen tesislerin geride bıraktıkları atıkları alacak tasfiye
tesislerinin yeterli olmaması bulunmaktadır. İngiltere, ticari amaçlı nükleer
santralleri 1956 yılında ilk kuran ülkelerdendi. Şimdi aynı İngiltere bu
reaktörleri en azından 130 yıl süre ile gömecek bir yol araştırmaktadır.
Kısa süreli depolama nükleer atık sorununu çözemez.

Son tahlilde nükleer atık konusu, nükleer enerjiyle ilgili daha genel nitelikte
ve birçok ülkede patlak veren tartışmaların gölgesi altında kalmaktadır.
İsveç ile Almanya’dan tutun Rusya ve İtalya’ya kadar çeşitli ülkeler
kendi siyasal sistemlerini geleceğini ‘atom’un geleceğine bağlı görmek-
tedirler. Nükleer enerji çevresindeki tartışmalar o kadar yoğunlaşmıştır ki,
atıklar konusunun gereğince ele alınabilmesi ancak nükleer enerji kullanı-
mından vazgeçip bu defter kapanınca mümkün olabilir. İngiltere’den çevre
işleri danışmanı David Lovry’nin dediği gibi, “Eğer sanayi daha fazla atık
üretmekte ısrar ederse hep çatışma olacaktır. İnsanlar bu durumu
kolayca sineye çekmeyecektir.”

Diyelim ki bundan sonra hiç yeni nükleer atık yaratılmadı. Böyle bile olsa,
bugün biriken atıkların halli ile ilgili yatırımlar ve süreler, bizim mevcut
zaman kavrayışımızı zorlayacak niteliktedir. Bugün insanlığın önünde duran
sorun, nükleer atıkların tehlike yaratacakları önümüzdeki bin yıl için, bu
derdi insanlardan yeterince yalıtık tutabilmektir. Eğer konu bu açıdan ele
alınacak olursa, sonuç olarak şunu söylemek mümkün olacaktır.:Nükleer
enerji üretimiyle ilgili tutum ne olursa olsun, nükleer çağ daha çok uzun
süre varlığını sürdürecektir.

Wordwatch Enstitüsü
Dünyanın Durumu 1992
Sayfa 56-78

İlgili Kur’an ayetleri:
Çağdaş Bir Yorum
Parantez içindeki bölgeler ayetlerin yorumudur.
Esirgeyen Bağışlayan Allah’ın Adıyla,
Kehf Suresi
Kehf 83- Sana Zul’l-Karneyn’den soruyorlar. Deki:
“Size ondan bir anı okuyacağım”
84- Biz onu güçlü kıldık ve her şeyden bir sebep verdik.
85- O da bir yol tuttu.
86-Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu kara
balçıklı gözede batar buldu (Denizin kirlenmesi)

89- Sonra yine bir yol tuttu
90-Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca onu,
güneşe karşı kendilerine siper yapmadığımız bir kavim
üzerine doğar buldu. (Ozon tabakasının delinmesi)

92-Sonra yine bir yol tuttu.
93- Nihayet iki set arasına ulaşınca onların önünde
hemen hiç söz anlamayan bir kavim buldu.
94- Dediler ki “Ey Zü’l- Karneyn Yecüc ve Mecüc bu yerde
bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onlar arasına bir set
yapman için sana bir vergi verelim mi?
(Yecüc ve mecüc= Uranyum ve plütonyum.)
95- Dedi ki “Rabbimin beni içinde bulundurduğu imkanlar
daha hayırlıdır. Siz bana insan gücüyle yardım edin de
sizinle onlar arasına sağlam bir engel yapayım.
96- “Bana demir kütleleri getirin.” Zü’l- karneyn iki dağın
arasını demir kütleleriyle doldurup dağlarla aynı seviyeye
getirince “Üfleyin” dedi. Nihayet o demir kütlelerini ateş
haline sokunca “Getirin bana üzerine erimiş katran
dökelim” dedi.(Yalıtım)
97- Artık onu ne aşabilir ne de delebilirler.
98-Dedi: “bu rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin vaadi
geldiği zaman onu yerle bir eder, şüphesiz rabbimin vaadi
gerçektir.(Kıyamet)
99- Biz o gün (Yecüc ve Mecüc’ü) bırakmışızdır.
Birbiri içinde dalgalanırlar.
(Dalgalanma, radyasyon için kullanılan bir terimdir)
NOT: 1. Parantez içine alınmış bölgeler yorumdur.
Doğrusunu Allah bilir. M.Ş.