Yazı Dizileri

Ailenin Kökeni 1

Bu çalışma, ilk kez 1884 yılında yayınlanan Ailenin özel mülkiyetin ve devletin kökeni adlı kitaptan derlenmiştir. Kitap, sosyal bilimci, Morgan’ın dilimize Eski Toplum olarak çevrilen ve 1877 yılında yayınlanan Ancient Society or Researchers in the lines of Human Proğressfrom Savagery though Barbarism to Cİvilisation adlı kitabından Marx’ın tuttuğu notların ve Engels- Marx ikilisinin konuşmalarının, Engels tarafından derlenmesinden oluşmuştur. Kitap; üzerinden yüz küsür yıl geçmesine rağmen, bilimsel bir çalışma olduğu için güncelliği kaybetmemiştir.
Kitaptan bölümlerle Ailenin geçmişteki durumunu anlatarak, geçmişin günümüze taşıdığı gerçeklerin bugünkü kafa karışıklığına neden olduğunu anlatmak için bu yazıyı hazırladım.
Tek eşlilik, çok eşlilik tartışmalarının yeniden gündemi meşgul etmeye başladığı bu günlerde, yıllar önce okuduğum bu kitabı yeniden okumak, ister tek eşlilik olsun ister çok eşlilik, ekonomik özgürlüğünü kazanmadığı sürece, kadının sosyal yazgısının da değişmeyeceği biçimindeki düşüncemi pekiştirdi.
Sevindiğim bir nokta var, aslında bu yüz küsür yılda, kadınlar lehine biraz da olsa bir şeyler değişmiş.
Kitaptan alıntılar yaparken, aralarda parantez içinde kendi düşüncelerimi de aktaracağım. Yazı dizsisinin sonunda da, eğer gerek görürsem, tek-çok eşlilik hakkında ne düşündüğümü söyleyeceğim.
M.Ş. 20.09.11

Kitap: Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni
Yazar: Friedrich Engels

Yaşamının büyük bir bölümünü İrokualar arasında geçirmiş olan Morgan, bu yerliler arasında onların gerçek aile ilişkileriyle çelişik durumda olan bir akrabalık sisteminin yürürlükte olduğunu buldu. Bunlar arasında Morgan’ın “İki başlı aile” (Paarungs familie) adlandırdığı, taraflardan her ikisince de kolaylıkla bozulabilen esnek bir karı-koca evliliği hüküm sürüyordu. Böyle bir çiftin çocukları belirli olur ve herkesçe bilinirdi. Baba, ana, oğul, kız, erkek kardeş ve kız kardeş denmesi gereken kişiler üzerinde kuşku duyulmazdı. Ama bu toplulukta bu terimlerin kullanılışında tuhaf bir şey vardı. İrokualı erkek, yalnız kendi çocuklarına değil, erkek kardeşlerinin çocuklarına da “oğlum” ya da “kızım” der, kendi çocukları gibi erkek kardeşlerinin çocukları da onu “baba” diye çağırırlardı.
Buna karşılık kız kardeşlerinin çocuklarına “yeğen” der, onlar da kendisini “dayı” diye çağırırlar.
İrokualı kadın, sadece kendi çocuklarına değil, kız kardeşlerinin çocuklarına da “oğlum” ya da “kızım” der, bunlar da onu “anne” diye çağırırlar.
buna karşılık o da erkek kardeşlerinin çocuklarına “yeğen” der ve onlar tarafından “Hala” diye çağırılır.
Aynı biçimde anaları kardeş olan çocuklar gibi babaları kardeş olan çocuklar da birbirine “kardeş” “ağabey ya da “abla” derler. Buna mkarşılık bir kadınla onu erkek kardeşinin çocukları birbirlerini karşılıklı olarak “kuzen2 diye çağırırlar.
bu sistem, yalnızca Amerika yerlileri arısında tamamen yürürlükte olmakla kalmaz, Hint yerli halkı arasında , Dekkan’ın Dravidi ve Hindistan’ın Gora aşiretleri içinde de hemen hemen hiç değişmeden hüküm sürer. Bugün bile Güney Hindistan’daki Tamularla, Newyork eyaletinde yaşayan İrokualı Senekalar arasında çeşitli akrabalık ilişkisini göstermek için kullanılan ikiyüzden çok sözcük birbirine uymaktadır.
Ve bütün Amerika yarlileri arasında olduğu gibi, bu Hint aşiretlerinde de yürürlükteki aile biçiminden çıkan akrabalık ilişkileri, akrabalık sistemiyle çelişik durumdadır.
bunu nasıl açıklamalı?
Aile hareketli ögedir diyor Morgan. Asla duraklama halinde değildir, toplum aşağı bir dereceden daha yüksek bir dereceye geliştiği ölçüde aile de daha aşağı bir biçimden daha yukarı bir biçime geçer. Buna karşılık akrabalık sistemleri hareketsizdir. Ailenin zaman boyunca sağladığı gelişmeleri, akrabalık sistemleri ancak uzun aralıklarla sağlarlar. Ve ancak aile kölü bir dönüşüm gösterdiği zaman akrabalık sistemleri de köklü bir dönüşüme uğrarlar.
Aile yaşamaya devam ettikçe akrabalık sistemi katılaşır.
Cuvier; Paris yakınlarında bulunmuş bir hayvan iskeletinin kese kemiklerinden, nasıl bunun bir kanguruya ait olduğunu ve o zaman oralarda bulunmayan bu hayvanın vaktiyle orada yaşamış bulunduğu sonucunun çıkarabilmişse, biz de; aynı kesinlikle, tarihin bize ulaştırdığı bir akrabalık sisteminden, bu sisteme uyan, ama bugün ortadan kalkmış bulunan bir aile biçiminin varlığı sonucunu çıkarabiliriz.
Sözünü etmiş bulunduğumuz akrabalık sistemleri ve aile biçimleri bugün hüküm süren akrabalık sistemleri ve aile biçimlerinden, her çocuğun bir çok ana babası olması bakımından ayrılırlar.
Akrabalık sistemlerini izleyerek, ilkel tarihin incelenmesi bize, erkeklerin çok karılılık halinde yaşarken karılarının da aynı zamanda çok kocalılık halinde yaşadıkları ve bu nedenle ortak çocukların da herkesin çocuğu olarak kabul edildiği durumların varlığını gösterir ki, tek eşli evlilik biçimine varılmadan önce, bu durumlar bir çok değişikliklere uğramışlardır. Bu değişiklikler başlangıçta çok geniş bulunan ortaklaşa evlilik ilişkisi çemberinin giderek daralması ve sonunda bugün ağır basan karı koca evliliği durumuna dönüşmesi biçiminde olmuştur.
(Morgan’dan sonra, bir çok kavimbilimci, ilkel toplumlar üzerinde araştırma yapmış ve Morgan’ın bulgularını doğrulamışlar. Konuya ilgi duyanlar, Morgan’ın Ancient Society kitabı yanı sıra,Bronislaw Malinowski’nin ve Lorimer Fison’un kitaplarına bakabilirler. Bu bulguyu ilk yapan Bachofen.
18.yüzyıl ve 19. Yüzyıllarda kavimbilimcilerin eski toplumlarda grup halinde evliliklerin varlığının bulgulanması, Avrupa’da “utanç” olarak algılanmış ve yadırganmış. M.Ş.)
Grup halinde ailenin bütün biçimleri içinde bir çocuğun babasının kim olduğu kesinlikle bilinemez. Ama anasının kim olduğu kuşkuya yer kalmayacak bir biçimde bilinebilir. Bir ana, her ne kadar ailenin bütün çocuklarını kendi çocukları olarak çağırır ve onlara karşı analık görevleriyle yükümlü bulunsa da gene de kendi öz çocuklarını öbürleri arasından ayırırlar. Öyleyse, grup halinde evlilik var oldukça, soy ağacının yalnızca ana tarafından gösterilebileceği açıktır. Demek ki bu durumda yalnızca kadın soy zinciri tanınmaktadır. Gerçekten bütün yabanıl ve barbarlığın aşağı aşamasında bulunan halklardaki durum budur ve bunu ve bunu da ilk olarak Bachofen bulgulamıştır. S.51
Kadın soy zincirinin ve ondan çıkan miras ilişkilerinin bu tekelci tanınışını Bachofen, “analık Hukuku” terimiyle belirtiyor. Kısa olduğu için ben de bu deyimi kullanıyorum ama bu, uygun bir terim değildir, çünkü toplumun bu aşamasında, sözcüğün hukuksal anlamda “”Hukuk” henüz söz konusu edilemez.

Devamı:Ailenin Kökeni 2